Diğer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Diğer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Bağlamsız Yazılar X

Gittim baktım, bir metre daha geride duruyor üç sayı çizgisi dediğimiz o yay. Tabii ki bir insan "Ben Durant'ı tutmam abi, kim tutarsa tutsun..." diyebilir. Ama kimse, "ben kaçar" diyerek, türlü türlü bahanelerle her fırsatta sevişerek, kısmen akıl oyunlarıyla donatılmış bir dizide gelip artistlik yürüyüş yapamaz. Bunu anlamam...

Kısmen akıl oyunu dediğim, işte aklımız yettiğince çevirdiğimiz alavere ve dalavere durumlarıdır. Olsun... Yine de bir girişimdir, bir çabadır, bir sesleniştir. Beğeneni olur ya da olmaz. Sezar'ın hakkı, salata da olsa verilmelidir. Verelim...

Tüm bu gelişmeler, yaşananlar her an twitterdan takip edilebilir bir hale geldi. Şikayetçi değilim. Keyifle izliyorum ama bir yerde küçük bir itirazım olacak bu duruma. En yaratıcı komikli ileti benim olsun derken ne hale düşüyoruz. Düşmeyelim demiyorum, düşelim... Düşelim ama arada bir düşenlerden feyz alarak, bir duralım... Önce sağa, sonra sola ve son olarak yere çevirelim yüzümüzü... Değil mi?

Sadece böyle iletilere mi lafım? Değil... Arada bir, bizzat ellerimle yazdığım gibi sadece yazana ve yazanın dışında bir kişiye anlamlı gelen iletiler var ya... Ya yapmayalım, etmeyelim! Kendime sesleniyorum ama gelinim, görümcem, eltilerim siz de bana katılın hep beraber anlayalım. Böyle bir durum için direk mesaj göndermenin bir yolunu bulalım. Eş zamanlı, çok yönlü bilgi paylaşımına izin veren nimeti -sosyal medyayı- bunun için telef etmeyelim. Hoş, edene bir bok diyen mi var? Yok.. Böyle devam edebiliriz tabii...

Daha önce defalarca belirttiğim gibi brokoliyi sevmediğimi, tekrar ve tekrar söylemek istiyorum. Alışamadım, yapamadım... Kokusuna, şekline ve besin değerine bir türlü ısınamadım. Ne yapayım yani, kendimi duvarlara mı çarpayım? Yok, ben yemem ve biter bu ilişki... Karnıbahar gibi bir şey işte! Aynılar benim için...

O değil de, şu sıralar bazı şarkılar duyuyorum. Evet duyuyorum, dinlemiyorum... Bu önemli noktanın altını çizmek istiyorum. Bu şarkıların sözlerini yazan insanlarla tanışmak istiyorum. Nasıl ve ne durumda bu sözleri yazdıklarını görmek ve kendileriyle konuşmak istiyorum. Çünkü ne anlatmak istediklerini anlamıyorum. Şehirler arası ilişkilerden bahsediyorlar sanırım ama son kısımlarda bir yalan olma durumu da var hani... Anlamıyorum gerçekten...

Şimdi! Dizidir, filmdir tamam biliyoruz orada olanlar gerçek değil ama... Yahu biraz dikkat eder insan. Bir karakter yarım saatte, olmayacak yerlerde görülüyorsa bir kaç soru sorarım ben. Sorumlarım şunlar... Sen hangi toplu taşıma aracını kullanıyorsun? Hadi toplu taşıma kullanmıyorsun, şahsi aracınla bu yolu yapıyorsun diyelim... O nasıl araç lan? Hayır, aracı geçtim o nasıl yol be? Biz mi bilmiyoruz o yolu? Yok ışınlandım diyorsan, bir ara belirt bunu.. Yoksa beni benden alıp, sonra "lan dizi bu, film bu" dememi mi bekliyorsun. Demem.. Olmaz...

Son olarak doğanın bize bir armağanı olan çay ve şeker pancarından bahsetmek istiyorum. Hayır! Şu anda bu konu hakkında yazmaktan vazgeçtim... Ama bu iki bitkinin ilişkisi bir acayip. Çok acayip...

*Bakın bakın ne yazdım...








Bağlamsız Yazılar - 4 Olsun!

Bir günün güzel geçmesi için nelere ihtiyaç duyulur? Bazen çok fazla şeye! Genellikle çok saçma tek bir şeye... Ne diyeyim, Twikker'dan bir twik olur, bir şarkı hatta bir şarkının girişi bile olur... Peki her gün neden işe yaramaz aynı twik ya da şarkı? Heh! Çünkü o gün güzel olsun istediğimiz için güzel olur.. başka bir nedeni yok aslında!

İşte iyi müzik...

Gün geçmiyor ki yeni bir araç çıkmasın piyasaya! Çıkıyor işte! Yeni bir tür sosyal medya zımbırtısıyla tanıştım. Pek güzel oluyor, sevdiğin ve ilgilendiğin şeyleri tekrar görebilmek için... İşte orası şöyle bir yer... Bir zamanlar böyle bir yer daha bulmuştum ama bir takım anonim yanlış anlaşılmalar olabileceği için kullanmayı bıraktım. Orası da böyle bir yerdi... Seviyorum öyle böyle şeyleri...

Geçen gün yeni bir blog açmıştım. Kimseler duymadan, kimseler görmeden bir şeyler karalasam sadece kendim için diye... Elbette birileri görecek ve duyacaktı. Kararım bu duyulma ve görülme işlemine aracı olmamaktı. Bulan kişi için öylesine bir blog olarak kalması ne güzel olurdu. Maalesef aldığım kararı kısmen ezip geçerek, bazı yazıları paylaştım. Sonra nedendir bilinmez gidip o blogu sildim!

Bazı şeylere ilk tanıştığı gün gibi bakamıyor insan... Zaman bu bakışı nasıl değiştiriyor hala anlamış değilim. Tanıdığım şeyleri zamanla daha çok sevmem pek nadir görülen bir olay benim için... Bu duruma dair bir takım teorilerim var. Hatta bu teorilerimi genelleyebilirim bile! Neyse ki, o kadar derin yazabilecek bir an değil benim için... Ama insanların her şeye bu kadar çabuk yabancılaşabildiği gaz ortamında, tutup bir şeyleri ilk tanıştığım günden daha çok seviyor olmam iyi... Pek güzel, çoğzel!

Çok önemli bir şey bardak! Gün boyunca o kadar çok şey içiyoruz ki, birinin yanında bardak taşıması bana hiç ilginç gelmiyor. Ben yanımda bardak taşımıyorum ama yanında bardak taşıyan bir arkadaşım olsa, kendisine "neden bu bardağı taşıyorsun lan yanında?" diye sormazdım. Birileri için önemli bir şeyleri, yakında tutmaktan daha akıllıca ne olabilir ki! Akıllıca dediğin zaman çok şey olabilir... ama bu neden olmasın?

Yorum ve yorumcu kelimelerine dair algım değişiyor. Geçen gün izlediğim bir tenis maçında -evet! tenisle ilgileniyorum- yorumcu olan insanın, gerçekten izlerken fark edemediğim şeyleri anlatması ve benim bu anlatılanlardan bir şeyler öğrenmem çok hoşuma gitti. Kollektif tenis gibi cümleler duyacağımı sanmıştım oysa! Zaten görünen bir şeyi söylemekten öte görünmeyeni göstermek gibi bir şey bu sanırım... Bir şeyi yorumlamak zor bir iş olsa gerek!

Bugün şöyle bir şey konuştum bir arkadaşımla. Kadınlar güzel, erkekler neden yakışıklı? Sanırım bunu ilk konuşan biz değiliz... Yakışıklı, "güzel, gösterişli" anlamında kullanılıyormuş. Neden aynı anlama gelen bir şey için başka bir kelime kullanmışız anlamış değilim. Bu noktada kendimce bir yorum yaptım. Paylaşmak istiyorum! Yakışıklı, yakışmak gibi bir kelimeyle yan yana geldiğinde aynı kökten türediklerini düşündürtüyor. Kadın güzelken, erkek yakışıklı oluyor ya! İşte erkek burada bir şeyin yanına yakışıyor olmalı... Erkek bir başına anlamsız bir şey midir? Bu nedenle birileri bize yakışıklı derken başkaları mavi ekran gösterebilir... Bu bir nedir? Bilmiyorum...

"Hadi dans edelim..." dedi,
"Peki" dedim...

Mini Cooper, Pikachu, Güzel Kadın ve Ben!

Ben Mini Cooper'ı olan güzel kadını seçtim... O kadın gidip Pikachu'yu seçti! Ama gerçek şu ki, işler Pikachu'nun beni seçmesiyle birlikte karıştı... Pikachu genel olarak seçilmeye alışkın bir yapıya sahipti, kadınsa hayatı boyunca hep seçmekle meşgul olmuştu. Aralarında bir ben, böyle üçlü paradoksların insanı gibi duruyordum. Bu yüzden bana "Ne yapıyoruz lan şimdi?" der gibi baktılar...

Böyle durumlar karşısında, basit denklemleri çözer gibi davranıp genelde hiç bir haltı çözemeden denklemden ayırırım kendimi. Değil üçlü bir denklemi, ikilisini bile çözemezken bana ne diye dönüp baktılar? Hele Pikachu! O çakmak çakmak gözleriyle ne diye öyle kalbimi dağladı? Anlamadım...

Bildiğim tek şey, bu işin böyle bir yere gitmeyecek olduğuydu. Hemen denklemin bir değişkenini ikiye ayırıp, dört değişkenli bir hale getirmeyi teklif ettim! Güzel kadın ve Mini Cooper denklemde bir bütün olarak ele alındığında, hem Pikachu'yu hem de beni alt ediyordu. Bu yüzden ben, Mini Cooper, güzel kadın ve Pikachu olarak ayrıldık...

Ben bu arada en azından Mini Cooper'ı alıp, yakayı Pikachu'dan kurtarma planları yapmaya başladım. Tam bu esnada tekrar kimin neyi istediğini konuşmaya başladık... Pikachu birden beni satıp, Mini Cooper'ı istediğini söyleyince... Hemen güzel kadını seçtim. Artık iki çift olmuştuk. Herhangi bir sorun göremiyordum burada...

Ama güzel kadın, Pikachu'nun Mini Cooper'ı seçtiğini görünce, hemen olaya el attı ve Mini Cooper'ı sayesinde Pikachu'yu da alıp ortamdan ayrıldı.

Bir denklemin daha ihmal edilebilir değeri olmuştum. Güzel kadın ve Pikachu Mini Cooper'la birlikte yavaş yavaş uzaklaşıyordu... Arkalarından bakarken yakaladım kendimi. İyi ama neden böyle olmuştu? Ben zaten Pikachu'yu hiç sevmezdim, Ash'i de sevmezdim... Poke toplarının o kırmızı-beyaz, ortada düğmeli halini bile sevmezdim... Güzel kadını sevebilirdim... Mini Cooper olsa fena olmazdı.

Demek ki zaten Mini Cooper'ı olan güzel bir kadını istemişim ben! Bu yüzden ayrı ayrı ele aldığımda hiç biri olmasa da oluyordu. O zaman ne diye ayırmıştım denklemi?

"... yazı yazmazsan, ben de burda ağlarım..." dedi...
"bir şey" diyemedim..

Denize Kaçan Top

Yine saat sabah saatlerinden birini gösteriyor. Neden uyumadığımı soruyorum kendi kendime... Bunun bende bir cevabı var ama sende asla olmayacak. Çünkü gayet uyumuş, sabahın köründe kalkmış ve yazıyor olabilirim. Ama değilim... Sabaha kadar oturdum... Ne var bunda?

Bugün gördüğüm bir şeyi yazmak için telefonuma not ettim. Hatırlatma saatini 03:30'a kurdum ki ancak eve dönerim diye... Yok arkadaş, olmadı... Kaç gündür evde kapalı halde kalmanın acısını kamusal alanda çıkardım ya.. ben ona yanıyorum, sana ne oluyor?


Hayır, hayır... Bugün öyle bir yere gittim ki... Ben anlatamam... Gitmek ve bir kere görmek lazım... Ne derdin varsa %50'sinden kurtulacağına garanti veriyorum. Kurtulamazsan gel beni bul... Nereye mi gideceksin? Yine gel beni bul...

Neyse konumuz hiç bunlar değil... Bugün büyük şehir belediyemin vapurunda yolculuk yaparken ne göreyim? Ne göreyim! Bir tane top tek başına yanaşmış Haydarpaşa limanına... Kim bilir kim, nerede denize düşürdü topunu...

Bir an o topu kurtarmak, atlayıp suya çekip çıkarmak istedim. Ama sahibi kim? Sahibi var mı? Belki kendi başına bir özgürlük yolculuğuna çıkmıştır... Olur mu? Olur...

Eski hatıralar sardı dört bir yanımı... Hemen zamanında denize kaçırdığım toplar geldi aklıma... Hemen arkasından seri kulaçlar ile topa ulaşma çabası... Genelde başarısızlıkla sonuçlanan bu denemeler bana bir şey öğretmeyi başardı....

Gitmeye karar verdiyse insan gitmiştir... ya da eninde sonunda gidecektir. Arkasından yüzmek, anlamsız kulaçlar atmak neye yarar? sana sormadım kendime sordum ben bu soruyu.. sen ne yaparsan yap bana ne?

Kimi zaman biri bulur o topu ve kıyıya kadar getirir.... Kimi zaman bir başkası sahiplenir o topu, topta o başkasını. Artık senin değildir o ve bir başkası kendininmiş gibi davranır ona... Ama asıl yaralayan, o topun da o kişinin gibi davranmasıdır. Oysa bir gün yine kaçacak...

Akıntı nereye sürüklerse oraya gidecektir. Ne bir liman, ne bir koy, ne bir alüvyonlu toprak onu tutamaz. Çünkü o sürüklenen, aslında akıntının kendisine açıktır ve öyle devam edecektir onunla birlikte... Hiç bir zaman sahibi olmayacak bir top olarak dolanmak istemektir belki niyeti...

Sana ne? Senin mi o? Kim seni sahip ya da efendi yapan?

Ama dur... Sen bir konuda haklısın.

Denize kaçan o top ne düşünüyorsa düşünsün, senin tek üzüntün aslında o topun gitmesidir. Yarın alacağın başka bir top ya da denizde oynanacak bir araç, o giden topu mis gibi unutturacaktır. Rengini, desenini bile hatırlamayacaksın. ama hatırlayacağın şey, neden o topa tekrar ulaşmak için daha uzağa yüzemediğin olacaktır. İşte bu üzer...

Burada uzağa yüzerken bir daha geri dönenemek ya da o topa ulaşıp birlikte geri dönmek arasında çok ince bir çizgi var... İşte o çizgi var ya...

Tabii ki o espriyi yapmayacağım ama kime* girsin...

Dikkat et o çizgiye... Kendini zayi etme... Gereksiz hareketlerden kaçın ama o denize kaçırdığın top için asla elimden geleni yapmamıştım deme....

Bugün denize kaçmış o topa bakınca tüm bunlar aklıma geldi... ve sonra "ehh" dedim ve gitti...

RSS Demiştim Lan


eklemedin hala? ne ayaksın?” demedi kimse ama ben bu işin peşini bırakmadım ve kendi kendime bunun hesabını sordum.. sonra da ekledim… artık benden çıktı..
isteyen oradan ekler okuyucusuna okur.. istemeyen eklemez, gelir özellikle buradan okur.. kimisi “o ne lan” der..-diyebilir..- ben burada kendime, hadi ekledin, birde anlat insanlara bilsinler gibi bir misyon yüklemedim.. -ne misyonu lan? buradan misyon mu olur?- deme..
ama ben zeten o turuncu logosunu sevdiğimden ekledim.. yoksa kimseyi düşündüğümden değil… -öyle açık sözlü, böyle boş boğazlı biriyim işte.-