Kısa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kısa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kamera

Oynadığım şey zaman gibi ya da ayran, bilmiyorum. Bildiğim şey;
Hiç hatırlamadığım anlarda ortaya çıkan beni, benimle tanıştıracak
tam yüz megapixel bir kamera istediğimdir...


*önbellek error verdi de.. o bakımdan hani... dıııııt dıııtt

R

Ben anlarken iyi... Anlaşılmayı beklerken mi kötü lan!

* Ataraatar

"Yazamıyorum"u Yazmak

Yazamıyorum, yazabiliyorum sadece...

*diye başlayan yazılar, sancılıyım demenin bir diğer halidir sadece. Ötesinde bir bok değildir oysa...

Dedim Ama...

"Yahu bi gidin!" dedim, giden olmadı. "Bak ben giderim..." dedim, peşimden gelmeye devam ettiler.
Ee haliyle sonunda, "geliyorum, tamam" dedim ve gitmedim... Sonra tekrar geldiler... Sonra ben....

*Bi gidin lan!

Anladım Ben!

"Bana biraz logaritma anlatır mısın?" dedi...
Bir anda aklıma, "Boyun çok uzun olmasaydı, kahve içebilir miydik?" sendromu geldi...

*eheh


Bardak

Duruyor orada, potansiyel enerjisinin tüm heybetiyle...
Baksana diyor, aslında bir atsam şuradan kendimi... İşte o zaman sen gör beni!
Bilmiyor ki amele, aşağıda halı var.

Güvente!

Gün ortası kaçamağı ya da her ne denirse, kafayı dağıtmadan, görselleri bozmadan ele almak isterdim düşündüklerimi... İyi insan olmakla, -koruyabilmek için kendini- kötü bir leblebiye dönüşmek arasındaki çizgi, senden daha kalın değil...

Tahmin edilebilir hareketler için, göstermek gerekir içi, biraz daha, biraz fazla...Kullanılmayı düşünmekten öte güven vermek, kestirilebilir hallerde aranır... Yerine inanmayı seçmek, güvenmek için... İnançtan geleni saklıdır ya hep, ne kadar güvenilir olsa da insan, bir kez daha düşündürür inancı ve kendini haksız çıkartmama isteğini... İki şekli varken bu işin, gidip farazi olanı tutmak kolundan, kaybettirir iyiyi ve aklı karanlıkta... Tahmin edilemediğinde hareket, bırakırsın bir kenara... Tekrar tutup kaldırmak için, inanmak değil, tanımaktır çıkışta duran...

İkinci paragrafı, üç noktalar ve virgüllerden ayırıp alt alta dizersen şiir gibi duruyor... Durmuyor mu?

Hidrofor

Yazıyorum, siliyorum... Boşlukta gülen yüzlere bakıyorum...
Görüyorum, görmüyorum... Mutluluk gibi, çünkü yazıyorum...siliyorum...

Kısa... Uzun... Güzel ve hidrofor...

Güneş

Yolculuktan önce uyanan o his, anlamadığım tabirle "iç kıpırdaması"...
Yine sarıyor her yerimi, neden bilmem!.. Bu yüzden, gitmem lazım diyorum o yere! 


Palindrom ol! Palindrom olsana lan! 
Neden olmadı ya?


Kimin Harikalar Diyarında!

Bilmediklerimin koridorunda bildiğim tek bir şeyle yürüyorken, gitmek istemediğim tek yere doğru gidiyorum. Geri adım atmadan önce bir başka yolu tercih etmek isteyen "bana" küfürler savura savura. Durup soluklanarak yavaşlatıyorum her şeyi. Bilinmeyenlerin ortasında tek bildiğim yanlışı yapmaya gidiyorum yine... Bu yanlışı bu sefer doğru düzgün yapıp tamamen batırmak için kendi bataklığıma, kurutmuş olduğum kavunları atıyorum kuşlara...

Ekilmiş tarlalardan geçerken çıplak ayaklarımla, içinde helyum olmayan, hiç uçamamış balonlara tekmeler sallıyorum... Kendimi görüp çukur aynada, odak ile aramdaki mesafeyi soruyorum sahnede duran kuklalara. Durduruyorum saatimi ve tekrar yüz metre koşuyorum, hatta koşarken selam veriyorum kargalar ve korkuluğa... 

Yan yana yürüyen fare ve gergedan, durmasalar yolun ortasında zıplamak zorunda kalmayacaktım üstlerinden. Üzülmüyor fare buna, ama gergedan iç geçiriyor neden uçamıyorum diye. Bilmiyor ki, kuşlar gibi hür o battaniyeyle... Biraz sonra geliyor bulutlar ve rüzgar... Geçerken bırakıyormuş oysa haberimiz olmadan. Günün molasını vermiş bir ay çiçeğine soruyorum, burada duran tabela nerede diye... Burada beklemekten sıkıldı, başka bir yere gitti diye cevap veriyor yanımda duran beş artı bir ses sistemine...

Devamı olmayanlardan...

*Kim kim lan?

Bir Bok Anlamıyorum


Anlamıyorum… Hiç bir bok anlamıyorum…
Anladığım tek şey, zaten hiç bir bok anlayamayacak olmamdır…
Ne bok yediğim için anlayamadığımı ve bunun için şimdi ne bok yemem gerektiğini de anlamıyorum…

Ben Ne Biçim Bir İnsanım?


Sakın bu soruyu “Sen ne biçim bir insansın?” diye tekrar etme… Çünkü sorunun kendisi, “Ben ne biçim bir insanım?”…
*yazı bu.. bu kadar..

Soru


Geçen gün fark ettim ki, bana anlamsız gelen bazı sorular çok anlamlıymış. Sorulduğu durumları gereksiz bulduğum için, sorunun kendisinin de anlamsız ve gereksiz olduğunu düşünmüştüm… -Yanılmışım, evet!-
Sonra böyle bir soruyu kendime sordum… çok saçma geldi.. Aynı soruyu bir başkasına soruyormuş gibi yaptım… -Bu daha az saçma geldi..ama bunun daha az saçma gelmesi, daha saçma geldi…”Al dedi git dedi” ne oluyor lan?-
Neyse;
Neden böyle bir soru sorulduğunu düşündüğümde, neden sorulması gerektiğini anladım…
*Saçma soru yoktur.. Her soru bir şeyi anlamak ya da anlatmak için sorulur… – o yüzden hiç bir soru ile t***ak geçmem..-